Medeni Usul Hukuku

HMK’ya Göre İstinaf ve Temyiz Kanun Yolları Nelerdir?

Türk medeni usul hukukunda kanun yolları, yargı kararlarının hukuka uygunluğunu denetleyen ve adil yargılanma hakkını güvence altına alan en önemli mekanizmalardan biridir. Bu kapsamda özellikle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile birlikte Türk yargı sistemi üç dereceli hale gelmiş; ilk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay şeklinde yapılandırılmıştır. Kanunun sekizinci kısmında düzenlenen istinaf ve temyiz kanun yolları, hem maddi vakıaların hem de hukuki değerlendirmelerin denetlenmesine imkân sağlayarak hatalı kararların düzeltilmesini amaçlamaktadır. Özellikle istinaf mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte yargılamanın kalitesinin artması ve Yargıtay’ın iş yükünün dengelenmesi hedeflenmiştir.

İstinaf Kanun Yolunun Hukuki Niteliği

HMK’nın 341. maddesine göre ilk derece mahkemelerinin nihai kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurulabilir. İstinaf, klasik anlamda bir temyiz yolu değildir; çünkü istinaf incelemesinde yalnızca hukuki denetim yapılmaz, aynı zamanda maddi vakıalar da yeniden değerlendirilebilir. Bu yönüyle istinaf, ilk derece yargılamasının ikinci bir incelemesi niteliğindedir.

HMK sistematiğine göre istinaf başvurusu yalnızca nihai kararlarla sınırlı değildir. Aynı zamanda ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz taleplerinin reddi gibi bazı ara kararlar da istinaf incelemesine konu olabilir. Bununla birlikte kanun koyucu, yargının gereksiz şekilde meşgul edilmesini önlemek amacıyla belirli bir parasal sınır getirmiştir. HMK m.341/2 uyarınca değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesin niteliktedir. Ancak manevi tazminat davalarında bu sınırlama uygulanmaz.

İstinaf kurumunun temel amacı, hatalı kararların erken aşamada düzeltilmesidir. Böylece hem tarafların adil yargılanma hakkı korunmakta hem de Yargıtay’ın yalnızca hukuki içtihat birliği görevine yoğunlaşması sağlanmaktadır. Bu yönüyle istinaf, modern hukuk sistemlerinde oldukça önemli bir fonksiyona sahiptir.

İstinaf Başvurusu ve Dilekçe Şartları

İstinaf kanun yoluna başvuru, HMK m.342 uyarınca dilekçe ile yapılır. Bu dilekçede tarafların kimlik bilgileri, kararın hangi mahkeme tarafından verildiği, tebliğ tarihi, kararın özeti, istinaf sebepleri ve talep sonucu gibi unsurların bulunması gerekmektedir. Kanun koyucu burada şekil şartlarını düzenlemiş olsa da aşırı şekilciliğin önüne geçmek amacıyla önemli bir kolaylık getirmiştir. Buna göre dilekçede bazı unsurlar eksik olsa bile başvuranın kimliği, imzası ve hangi kararın istinaf edildiğini gösteren bilgiler mevcutsa başvuru reddedilmez ve inceleme yapılır.

Bu düzenleme, usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğü açısından oldukça önemlidir. Çünkü uygulamada avukat olmayan kişiler tarafından yapılan başvurularda bazı eksikliklerin bulunması mümkündür. Kanun koyucu, bu tür durumlarda doğrudan başvurunun reddedilmesi yerine esasa girilmesini tercih etmiştir.

İstinaf dilekçesi kararı veren mahkemeye veya başka bir yer mahkemesine verilebilir. HMK m.343 bu konuda esnek bir sistem benimsemiştir. Bu düzenleme sayesinde taraflar coğrafi olarak bulundukları yerde başvuru yapabilmektedir. Mahkemeler ise bu dilekçeyi ilgili bölge adliye mahkemesine gönderir.

Alt Etiketi: "İstinaf başvuru süresi ve harç yükümlülüğü hesaplaması; gayrimenkul ve vergi davalarında kanun yolu dökümanları ve finansal hazırlık görseli.

İstinaf Süresi ve Harç Yükümlülüğü

İstinaf başvurusunun yapılabilmesi için kanunda öngörülen süreye uyulması zorunludur. HMK m.345 hükmüne göre istinaf süresi iki haftadır ve bu süre kararın usulüne uygun şekilde tebliği ile başlar. Sürelerin kaçırılması halinde başvuru hakkı ortadan kalkar. Bu nedenle uygulamada tebligat tarihinin doğru tespiti büyük önem taşımaktadır.

Ayrıca HMK m.344 hükmüne göre istinaf başvurusu yapılırken gerekli harç ve giderlerin yatırılması gerekir. Eğer bu giderler eksik yatırılmışsa mahkeme bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içerisinde eksiklik tamamlanmazsa başvurunun yapılmamış sayılmasına karar verilir. Bu düzenleme, yargılamanın gereksiz şekilde uzamasını önlemek amacıyla getirilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinde İnceleme

İstinaf incelemesi sırasında bölge adliye mahkemesi dosyayı hem usul hem de esas yönünden değerlendirebilir. Ancak HMK m.355’e göre inceleme kural olarak istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlıdır. Bunun istisnası kamu düzenidir. Eğer kamu düzenine aykırı bir durum söz konusuysa mahkeme bunu kendiliğinden dikkate alabilir.

Bu konuda Yargıtay da önemli içtihatlar geliştirmiştir. Nitekim Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 07.01.2019 tarihli, 2018/10633 Esas ve 2019/58 Karar sayılı kararında istinaf sebepleri ile bağlılık ilkesi açık şekilde vurgulanmıştır. Kararda şu ifadeler yer almaktadır:

“Davacı vekilinin süresi içinde verdiği 02.10.2017 tarihi istinaf dilekçesinde sendikal nedenden söz etmemiş sadece kıdeme göre en az 5 ay olarak işe başlatmama tazminatının kabul edilmesinin talep etmiştir. HMK 355. maddesi uyarınca süresi içinde verilen istinaf nedenleri ile bağlılık kuralı gereğince sonradan dosyaya sunulan 15.11.2017 tarihli ek istinaf dilekçesinin değerlendirmeye alınamayacağından Bölge Adliye Mahkemesi’nin temyiz edilen kararının bozularak ortadan kaldırılmasına ve Dairemizce 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/3. maddesi uyarınca aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir.”

Bu karar, istinaf incelemesinin sınırlarını belirlemesi bakımından oldukça önemlidir. Tarafların dilekçelerinde ileri sürmedikleri iddiaların daha sonra dikkate alınamayacağı açıkça ortaya konulmuştur.

Duruşmasız Karar Verilebilecek Haller

HMK m.353 hükmü, istinaf incelemesinde duruşma yapılmadan karar verilebilecek durumları düzenlemektedir. Bu hükme göre bazı usul hataları mevcutsa bölge adliye mahkemesi ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak dosyayı yeniden görülmek üzere geri gönderebilir. Örneğin davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermesi veya önemli delillerin toplanmamış olması gibi durumlarda bu yol tercih edilir.

Uygulamada bu hüküm oldukça sık kullanılmaktadır. Çünkü birçok davada ilk derece mahkemesinde delillerin eksik toplanması veya değerlendirilmemesi söz konusu olabilmektedir. Bu gibi durumlarda istinaf mahkemesi esasa girmek yerine dosyayı geri göndermektedir.

Bir istinaf kararında bu durum açık şekilde görülmektedir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nin 22.11.2019 tarihli, 2018/3313 Esas ve 2019/2560 Karar sayılı kararında mahkeme şu sonuca ulaşmıştır:

“Dava, İİK’nun 72.maddesi uyarınca açılan menfi tespit davasıdır. Davacı taraf, takibe konu bono nedeniyle borçlu olmadığının tespitini talep etmiş, davalı taraf ise davanın reddini savunmuştur. Yargılama sırasında imza incelemesi yönünden birçok kez rapor alınmış olup en son İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Belge İnceleme birimince düzenlenen 25/07/2017 tarihli uzman raporu alındığı, söz konusu raporun usul ve fenne uygun olduğu, ayrıntılı incelemeyi içerdiği ve istinaf denetimine de elverişli bulunduğu gözetildiğinde, mahkemece söz konusu raporun hükme esas alınması isabetlidir. Bu itibarla imza incelemesine yönelik istinaf talepleri yerinde değildir. Öte yandan söz konusu rapor içeriğinden senedin imza taşımak suretiyle oluşturulmadığı, tek seferde oluşturulduğu anlaşıldığından, davacının bu yöndeki iddialarının da ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır. Yine davalının, dava konusu senetle ilgili olarak ceza soruşturması sırasında verdiği ifadeleri, senedin ihdas sebebinin ta’lil niteliğinde değildir. Dolayısıyla bu yöne ilişkin istinaf sebepleri de yerinde değildir. Ayrıca taraflar yakın akraba olmakla beraber aralarındaki hukuki ilişki senede bağlandığından artık tanık dinlenmesi mümkün değildir. Sadece senedin keşidesi ile ilgili olarak hile, tehdit veya cebir iddiaları varsa bununla ilgili olarak tanık dinlenmesi mümkün olup davacı tarafça tanık listesi süresinde verilmediğinden mahkemenin bu konudaki gerekçesi yerinde olup bu husustaki istinaf sebebi de yerinde değildir. Öte yandan davalı mirasçıların yemin beyanlarının içeriği dikkate alındığında, davacı vekilinin yemine yönelik istinaf sebepleri yerinde değildir. Yine davacı taraf, davalının tazminat talebi olmadığı halde tazminata hükmedilmesinin doğru olmadığını ileri sürmüş ise de, cevap dilekçesinin incelenmesinde; davalı vekilinin 23/10/2014 tarihli cevap dilekçesinin sonuç ve istem kısmında %20 oranında talep ettiği, ayrıca senedin taraflar arasında düzenlendiği, bir başka ifadeyle senedin düzenleyeninin davacı, lehtarın ise davalı … olduğu gözetildiğinde tazminat şartlarının oluştuğu anlaşıldığından bu yöne ilişkin istinaf talepleri de yerinde değildir. Hal böyle olunca usul ve yasaya uygun olan ilk derece mahkemesi kararına yönelen davacı vekilinin istinaf taleplerinin reddi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.”

Bu karar, istinaf mahkemelerinin dosya üzerinden inceleme yaparak başvuruyu reddedebileceğini göstermektedir.

Yargıtay'da inceleme süreci ve temyiz nedenleri şemalı hakim tokmağı görseli.

Temyiz Kanun Yolu ve Yargıtay İncelemesi

İstinaf incelemesinden sonra tarafların başvurabileceği bir diğer kanun yolu temyizdir. HMK m.361’e göre bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin verdiği temyizi mümkün nihai kararlar Yargıtay tarafından incelenebilir. Temyiz incelemesi esas itibarıyla hukuki denetim niteliğindedir. Yargıtay maddi vakıaları yeniden değerlendirmez; yalnızca hukukun doğru uygulanıp uygulanmadığını inceler.

Temyiz sisteminin temel amacı ülke çapında içtihat birliğini sağlamaktır. Çünkü farklı mahkemelerin aynı konuda farklı kararlar vermesi hukuk güvenliğini zedeleyebilir. Yargıtay bu noktada son denetim mercii olarak görev yapar.

Bununla birlikte kanun koyucu bazı kararların temyiz edilmesini engellemiştir. HMK m.362’de düzenlenen bu sınırlamalar, Yargıtay’ın iş yükünü azaltmayı amaçlamaktadır. Örneğin belirli bir parasal değerin altında kalan davalar veya çekişmesiz yargı işleri temyize konu edilemez.

Temyizin İncelenmesi ve Karar Türleri

Yargıtay temyiz incelemesini çoğunlukla dosya üzerinden yapar. Ancak bazı davalarda duruşma yapılması mümkündür. Özellikle boşanma, velayet veya yüksek meblağlı davalarda tarafların talebi üzerine duruşma yapılabilir.

Temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay üç tür karar verebilir: onama, bozma veya düzelterek onama. Eğer yerel mahkeme kararı hukuka uygun bulunursa karar onanır. Eğer hukuka aykırılık varsa karar bozulur. Ancak bazı durumlarda hata yeniden yargılama gerektirmiyorsa Yargıtay kararı düzelterek onayabilir. Bu husus doktrinde düzelterek onama olarak adlandırılmaktadır.

İstinaf ve Temyiz Arasındaki Temel Farklar

İstinaf ve temyiz kanun yolları çoğu zaman birbirine karıştırılmaktadır. Oysa bu iki kurum farklı işlevlere sahiptir. İstinaf, hem vakıa hem hukuk denetimi yapan bir inceleme yoludur. Buna karşılık temyiz yalnızca hukuki denetim sağlar. Ayrıca istinaf mahkemesi gerektiğinde yeniden hüküm kurabilirken Yargıtay genellikle bozma kararı verir.

Bu farklılıklar, Türk hukuk sisteminde üç dereceli yargılama modelinin dengeli şekilde işlemesini sağlar. İlk derece mahkemesi olayları inceler, istinaf hem olay hem hukuk yönünden yeniden değerlendirir, Yargıtay ise hukuki içtihat birliğini sağlar.

Sonuç

Sonuç olarak HMK’da düzenlenen istinaf ve temyiz kanun yolları Türk medeni yargı sisteminin temel güvencelerinden biridir. İstinaf sistemi sayesinde ilk derece mahkemelerinde yapılan hatalar kısa sürede düzeltilmekte, temyiz sistemi sayesinde ise ülke genelinde hukukun birliği sağlanmaktadır. Kanun koyucu bu sistemi oluştururken hem adil yargılanma hakkını hem de usul ekonomisini gözetmiştir.

Uygulamada özellikle istinaf dilekçesinin doğru hazırlanması, sürelerin kaçırılmaması ve istinaf sebeplerinin açık şekilde belirtilmesi büyük önem taşımaktadır. Yargıtay içtihatları da bu sürecin nasıl işlemesi gerektiğini ortaya koyarak hukuk uygulamasına yön vermektedir. Bu nedenle hukukçuların HMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerini ve yüksek mahkeme kararlarını yakından takip etmeleri gerekmektedir.

Av. Ahmet EKİN & Stj. Av. Servet DEMİR

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu